Aşağıdaki başlıklar altında en çok merak edilen faydalı bilgileri bulabilirsiniz. Bunların dışında bize sormak istedikleriniz için "bize sorun" bölümüneki formu kullanabilirisiniz. Uzmanlarımız en kısa sürede sorularınızı yanıtlayacaktır.
- Doğurganlık tedavisi ile ilgili temel bilgiler
- İnfertiliteye yol açan etkenler
- Doğurganlık tedavisinde laboratuvar uygulamaları
- Azospermi ve Mikrotese
- Anne, baba ve bebeği ilgilendiren kalıtsal hastalıklar
İnfertiliteye yol açan etkenler
-
Polikistik over hastalığı (PCO), anne adaylarımızda zaman zaman görülen ve yumurtalıklarda çok sayıda yumurta kesesinin ve hatta bazı hallerde kistlerin bulunduğu özel bir durumdur. Kendisini, uzun aralıklarla adet görme, hatta bazı anne adaylarında ise adet görememe, aşırı kıllanma, sivilcelenme ve kilo artışı şikâyetleri ile gösterebilir. Çocuk sahibi olmak amacıyla infertilite merkezlerine başvuran kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlardan biridir, çünkü bu kadınların yumurtalıklarında düzenli yumurta gelişimi olmamaktadır. Polikistik over hastalığı bulunan anne adaylarında tüp bebek başarı ihtimali oldukça yüksektir. Buna karşılık OHSS riski artar, bu durum çok dikkatli bir takiple ve bazı kurallara uyarak önlenebilir.
-
Varikosel; erkeklerde, torbalardaki ( testislerdeki ) toplardamarların genişleyip varisleşmesi sonucu içerisinde kan birikmesiyle oluşan bir hastalıktır. Genelde 20 yaşından sonra ortaya çıkar. Kısırlık problemi çeken erkeklerin yarısına yakınında varikosel vardır. Sonradan kısır olan erkeklerde ise bu oran çok daha fazladır. Normalde testislerdeki (torbalardaki) toplardamarlarda, kanın geri akımını engelleyen kapakçıklar vardır. Bu kapaklar sayesinde kan geriye dönmeden tek bir yönde akar. Bu kapakçıklarda ortaya çıkan bir problem bu damarlardaki kanın geriye doğru basınç yapmasına yol açar ve kan birikmesi görülür. Bu birikme sonucu, damarlar genişler ve varis ortaya çıkar. Varikosel hastalarının bir kısmının belirttiği herhangi bir şikâyet yokken, bir kısmında da testislerinde, sürekli sancı şeklinde bir ağrı ve bu bölgede oluştuğu belirtilen ağırlık hissi vardır. Varikoselden korunmak için, testislerin hareketini kısıtlayan dar ve sert pantolonları tercih edilmemelidir, kot pantolon testislerin ısısını bozabileceğinden giyilmemesi yararlıdır ve fazla ayakta durmak da varikosel için bir risk olduğundan kaçınılmalıdır.
-
Erkek bebekler doğmadan önce her iki testis bebeğin karın boşluğundadır. Bebek anne karnında gelişimine devam ederken testisler de torbaya inmeye başlarlar, karın içi boşluğundan sonra kasık bölgesini geçerek doğuma yakın torbaya yerleşirler. Nadiren de olsa, bu torbaya iniş doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde de devam eder. Yenidoğan bir erkek çocuk doğduğunda testisler şayet torbada değilse, bu duruma gerçek inmemiş testis adı verilir. Çoğu zaman tek tarafta, bazen de çift tarafta birden olur. Basit bir muayene ile kolayca anlaşılan bu durumun en geç 2 yaşına kadar ameliyatla düzeltilmesi gereklidir. Bu yaş geçmişse de, fark edilir fark edilmez bu operasyon planlanmalıdır. İnmemiş testis ileride çocuk sahibi olma durumunu ciddi anlamda riske sokar, ayrıca ileride kanser olma riski de taşımaktadır. Beraberinde kasık fıtığı da görülebilmektedir.
-
Endometriozis, rahim duvarı dışındaki alanlarda da rahim içi dokularının bulunması anlamına gelen kronik bir rahatsızlıktır. En sık yumurtalıklar, rahim dış bağları gibi kalça kemiği çatısı içindeki bölgelerde görülür. En sık belirtileri ağrılı adet görme, ağrılı cinsel ilişki olması, adet düzeni ile ilgisi olmayan bel-kasık ağrıları ve gebe kalamamadır. Bazı kadınlar çok çeşitli ve şiddetli şikayetler yaşarken, bazı kadınlarda hiç belirti vermeyebilir. Yaşın ilerlemesi ile birlikte hem şikayetlerin şiddeti ve hem de bu hastalığın tanısının konma şansı artar.
-
Şişmanlık polikistik over hastalığı ve anormal hormon üretimi ile ilişkilidir. Vücutta ağırlığın boya göre değerlendirilmesi önemlidir. Bu değerlendirmeye göre, beklenenden fazla değerde ağırlığın saptanması durumunda anne adaylarında düzenli yumurta gelişimi olumsuz etkilenebilmektedir. Tüp bebek tedavilerinde de anne adayının yumurtalıklarının cevabı zayıf olabilmektedir.
-
Stresin beyinden salgılanan hormonların salınımını bozabildiği veya embriyonun rahme tutunmasını olumsuz etkileyen bağışıklık sistemine ilişkin sorunlara yol açabildiği düşünülmektedir. Tüp bebek tedavisi, infertil bir çiftin karşısına çıkan son seçenek, ya da yorucu, yıpratıcı uzun bir sürecin sonunda varılan son durak oluşundan dolayı ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. İnfertilite sürecinde çıkan psikolojik etkilerin şiddeti süre uzadıkça artmaktadır. İnfertilitenin psikolojik yönden de ele alınması, Tüp bebek tedavisi alan tüm çiftlerin gereksinimidir. Çiftler yalnız olmadıklarını, suçlu ve yetersiz olmadıklarını hissetmelidirler. Yukarıda sözü edilen tüm sorunlarla çiftin baş etmesine yardımcı olunması gerekir. Bu sorunlarla başa çıkmada uygulanabilecek çözümler arasında konsültasyon, psikodinamik tedaviler, gevşeme ve stresle başa çıkma, seksüel ve eş terapisi, destek grupları, yasla başa çıkma ve kriz çözümleri gibi yaklaşımlar vardır.
-
Erkeklerin sperm sayı ve kalitesindeki etkilenmeler, erkek kaynaklı infertilitenin esas nedenidir. Erkeklerin sperm sayı ve kalitesi, yaşam tarzları, alışkanlıkları, beslenme biçimi ve maruz kaldığı etkenlerden etkilenebilir. Erkeklere özgü cinsel işlev bozuklukları da ailenin doğurganlığında ciddi rol oynayan bir unsurdur. Örneğin erkeklerde görülen sertleşme problemleri (impotans), erken boşalma (prematüre ejakulasyon), meninin geriye kaçması (retrograd ejakulasyon), sinir zedelenmeleri nedeni ile erkeğin boşalamaması gibi durumlar eşlerin düzenli ve sürekli ilişkide bulunmalarını ve ilişki kalitelerini etkileyerek kısırlığa neden olmaktadır. Bunlar arasında alkol, ilaçlar, kurşun-solvent-tarım ilaçları gibi çevresel etkenler, sigara kullanımı, mevcut hastalıkları ve bunlara yönelik alınan ilaçlar, kansere yönelik kemoterapi ya da radyasyon tedavisi ve ileri yaş yer almaktadır.
-
Kadınlarda yumurtlama ile ilgili nedenler en sık infertilite nedenidir. Gelişen, büyüyen ve çatlayabilen bir yumurta olmadığında, döllenecek bir yumurta da yok anlamına gelmektedir. Daha az sıklıkla görülen nedenler ise, kadınların tüplerinin üst genital yol enfeksiyonları, endometriozis ve dış gebelik gibi nedenlerle tıkanması; rahimde yer alan fiziksel problemler ve yapışıklıklardır (myom, polip, perde). Ayrıca beyin sapından, yumurtalıklara hormonlar aracılığıyla emir gelir, bu emire uyan yumurtalıklar da buradan hormon salgılayarak yumurta gelişimini sağlar. Beyinden bu uyarıcı hormonun eksiklik nedeni ile gelmemesi sonucu yumurtalıklarda da hormon üretimi olamayacağından yumurta gelişimi ve rahim kalınlaşması gerçekleşmez, dolayısıyla gebelik meydana gelmez (hipogonadotrofik hipogonadizm). Kadınlarda, anne olma yolunda karşılaşılan problemlerin ortaya çıkmasında rol oynayan risk faktörleri arasında yaş, stres, zayıf beslenme, çok kilolu ya da çok zayıf olma, alkol kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklara sahip olma, sigara kullanma ve hormonal dengesizliklere yol açabilen hastalıklara sahip olma durumları yer almaktadır.
-
Hipogonadotropik hipogonadizm adı verilen, beyinden salgılanan doğurganlık düzenini ayarlayan hormonların azalması nedeni ile genital organlardan salgılanan hormonların da azalması durumudur. İlaçlarla tedavisi mümkün olan nadir infertilite nedenlerindendir. Erkeklerde genellikle kıllanma azlığı, memelerde büyüme, testislerde gelişme geriliği, sertleşme problemi, cinsel isteksizlik gibi bulgulara rastlanır. Hastaların meni testlerinde ciddi bozukluklar veya azoospermia görülür. Hormon analizleri yapılarak teşhis konulur. Tedavide beyinden salgılanan ve sperm-testosteron yapımını sağlayan hormonların (FSH-LH) dışarıdan verilmesi (iğne şeklinde) gerekir. Ancak bu tedavi kısa süreli değildir, düzenli ilaçlarını kullanan hastalarda 6 aydan önce az oranda hastada sperm çıkışı görülmekle birlikte 12. ayda %70-80 oranında sperm çıkışı görülür. Kadınlarda, hiç adet görememe ya da uzun aralıklarla az miktarda adet görme, yumurta geliştirememe, rahim iç duvarının kalınlaşamaması, infertilite, cinsel isteksizlik, ateş basmaları, kemik erimeleri, depresyon gibi bulgularla kendini gösterebilir.