ICSI (İntrastoplazmik Sperm Enjeksiyonu, Mikro enjeksiyon)
Mikroenjeksiyon, şiddetli erkek kısırlığı tedavisi için
geliştirilmiş bir yardımcı üreme tekniği yöntemidir.
Spermin normal dölleme özelliğine sahip olmaması durumunda
döllenmenin müdahaleli olarak sağlanması amacıyla
uygulanır. Şiddetli erkek kısırlığına yol açan durumlarda
tüp bebek yöntemi de dahil olmak üzere bilinen diğer
tedavi yöntemleri ile döllenme olmamakta veya çok düşük
oranda gerçekleşmektedir.
Mikroenjeksiyon yöntemi son yıllarda kısırlık tedavisinde
devrim yaratmış olup, daha önceden tedavi şansı verilmeyen
birçok çift, bu yöntemle çocuk sahibi olmuştur.
Embriyoların döllendiği gün (pronükleus dönem)
dondurularak saklanması ile başarılı sonuçlar elde
edilmektedir. Böylece bir kez uygulama ile birden fazla
transfer şansı oluşmaktadır, Çiftler için hem gebelik
başarısını artırıcı ve hem de daha ekonomik olan embriyo
dondurma işlemi uygun olan vakalarda rutin bir şekilde
kullanılmaktadır.
Mikroenjeksiyon uygulaması, mikropipetler yardımı ile
mikroskop altında spermin kadından elde edilen yumurtanın
içine enjekte edilmesidir. Böylece bir anlamda zorla
döllenme sağlanmaktadır. Aksi taktirde çoğunlukla sayı,
hareketlilik ve şekil bozukluğu olan spermlerin
kendiliğinden yumurtaları döllemesi mümkün olmamaktadır,
işlemler mikroskopun ısıtılmış tablasında, 200-400 büyütme
altında ve mikromaniplatörler aracılığı ile yapılmaktadır.
Mikroenjeksiyon, şiddetli erkek kısırlığı dışında tüp
bebek tedavisi ile döllenme sağlanamayan çiftlerde veya
merkezimizde kadından elde edilen yumurta sayısının 5 ve
altında olduğu durumlarda uygulanmaktadır. Menideki çok
az sayıda spermle işlem yapılabildiği gibi, menide spermin
bulunmadığı durumlarda epididimal kanal veya testislerden
elde edilen spermler kullanılarak da mikroenjeksiyon
yapılabilir. Bazı erkeklerde testislerde sperm bulunması
mümkün olmayabilir. Bu durumda eğer varsa spermatid adı
verilen ve spermin ilkel hali olan hücreler
kullanılmaktadır. Spermatid kullanımı ile elde edilen
sonuçlar henüz yüzgüldürücü değildir. Düşük oranda
döllenme ve gebelik elde edilebilmektedir.
Tıpkı normal gebeliklerde olduğu gibi yardımcı üreme
teknikleri ile elde edilen gebeliklerde de düşük riski
mevcuttur. Özellikle 42 yaş ve üzerindeki kadınlarda
gebelik oranları dramatik olarak azalmaktadır. Yumurtalık
fonksiyonları normal veya sınırda bozuk bulunan 42 yaş
üstü kadınlarda bu işlem düşük başarı oranları
belirtilerek uygulanmaktadır.
Mikroenjeksiyon işlemi özel donanıma sahip mikroskop
altında, uçlarına açı verilmiş steril tek kullanımlık cam
mikropipetler ile gerçekleştirilir.
Yumurta toplama işlemi sonucunda elde edilen yumurtalar
önce çevresindeki kümülüs hücrelerinden temizlenerek,
olgun olanlar ve kullanılabilecek durumdakiler belirlenir.
Mikroenjeksiyon işlemi yapılacak olan steril toksik
olmayan plastik kapta, önce erkeğe ait spermlerin
konulacağı özel kültür sıvısı içeren bir havuz
oluşturulur. Daha sonra olgun yumurtaların konulacağı özel
besi sıvısı içeren mikrodamlacıklar hazırlanır.
Sperm ve yumurta kendilerine ait yerlere konulduktan
sonra mikroskop altında şekil olarak normal görünümlü ve
varsa hareketli sperm seçilerek mikroenjeksiyon pipeti ile
kuyruğun orta bölümüne bastırılarak hareketsizleştirilir.
Tekrar kuyruk kısmından yakalanan sperm pipet içine
alınarak yumurta içeren besi ortamına gidilir. Burada
yumurta özel tutma pipeti ile tutularak sperm yumurta
içine enjekte edilir. Bu işle tüm yumurtalarda aynı sıra
ile uygulanır, işlem bittikten sonra yumurtalar tek tek
özel besi ortamlarına alınarak işlemden 16-18 saat sonra
döllenme kontrolü yapılır. Döllenmiş ve döllenmemiş
yumurtaların sayısı belirlenir. Döllenenler ile
döllenmeyenler ayrı ayrı belirlenerek besi ortamlarına
konulur ve 2, 3, 4, 5 gün transfer edilene kadar
büyümeleri izlenir.
Normal özelliklere sahip bir meni örneğinde sperm
sayısının, mililitrede en az 20 milyon, hareketli
spermlerin %50 ve ileri hızlı hareketliliğin (+4 veya A
grubu hareket) % 25 ve normal sperm morfolojisinin
(şekilsel özelliği) % 8'ün üzerinde olması gereklidir. Bu
değerlerin altında erkek kısırlığından söz edilir.
Şiddetli erkek kısırlığında bu parametreler çok düşüktür
ve spermler yumurtayı dölleme yeteneğinden yoksundur.
Şiddetli erkek kısırlığı için standart bir tanım olmamakla
birlikte; ileri hızlı hareketli ve normal morfolojideki
sperm sayısının bir milyon altında olması şeklinde
tanımlanabilir. Sperm ve yumurtanın tamamen normal olduğu
durumlarda bile tüp bebek yöntemi ile döllenme
olmayabilir.
Tüp bebekle döllenmenin olmadığı durumlarda
mikroenjeksiyon işlemine geçilmektedir. İzah edilemeyen
kısırlık durumunda % 15-20 oranında döllenme olmamaktadır.
Bu çiftlerde sperm parametrelerinin normal olduğu
düşünülerek, doğrudan tüp bebek uygulaması yapılır ise
döllenme olmama ihtimali söz konusu olacağından yumurta
sayısı yeterli ise (10 ve üzeri) mikroenjeksiyon ve tüp
bebek uygulaması birlikte yapılmaktadır. Böylece
yumurtalar iki gruba bölünerek tüp bebek uygulaması ile
döllenme olup olmadığı kontrol edildiği gibi,
mikroenjeksiyon ile döllenmeme durumuna karşı önlem
alınır.
Mikroenjeksiyon işlemi için çiftlerin bazı hazırlıklar
yapması gereklidir. Erkekte değerlendirme yapılırken 3-4
hafta ara ile en az 2 kez meni örneği ile (daha önce
yaptırdığı sperm tahlili yok ise) ve mikroenjeksiyon için
aday olup olmadığı araştırılır. Her değerlendirmede
spermler özel kimyasal ajanlar ve hazırlama yöntemlerine
tabi tutularak özellikleri kaydedilir. Her değerlendirme
için ortalama 3-5 günlük cinsel perhiz gereklidir.
Erkeklerde ürolojik değerlendirme yapılır, ilave
tetkikler, operasyon veya ilaç tedavisine gerek olup
olmadığı araştırılır. Kadında ise yumurta toplanmasına ve
embriyo transferine uygun olup olmadığının
araştırılabilmesi için yardımcı testler uygulanır.
Mikroenjeksiyon yönteminde normal yollarla yumurtayı
dölleme yeteneğinden yoksun spermler kullanıldığı için
gebelik elde edildiğinde bu durumun bebekte anormallik
oluşturması sorgulanmaktadır. Yapılan incelemeler bu
yöntemle şimdiye kadar doğan bebeklerde anomali
oranlarının artmadığını ortaya koymuştur. Ancak sex
kromozom anomalilerinde hafif bir artış olduğu
gösterilmiştir. Erkekte sperm azlığına neden olan genetik
bozukluğun doğacak erkek bebeğe taşınması mümkündür. Sex
kromozomlarında ortaya çıkabilecek bir anormallik,
yetişkin dönemde sperm üretim bozukluğuna yol açabilir.
Bunun dışında yaşamsal öneme sahip bir genetik bozukluk
artışına yol açmamaktadır.
Günümüzde erkek kısırlığında, ICSI ile umutlu bir tedavi
olanağı sağlanmasına rağmen başarıyı belirleyen en önemli
faktörler kadının yaşı ve elde edilen yumurtalarının
kalitesidir. İlerlemiş kadın yaşı ve buna bağlı artmış
kromozom anomalileri nedeni ile erkek kısırlığı
tedavisinde başarı halen kadına ait faktörlere bağlı
olarak değişmektedir. 35 yaş ve üzeri kadınların
yumurtalarındaki kromozom anomalisi oranı dramatik olarak
artmakta, bu durum verilen embriyoların implante olmasını
(rahim duvarına tutunma) ya da oluşmuş ise gebeliğin
düşükle sonlanması riskini artırmaktadır. Bazı kadınlarda
ise yaşa bağlı olmaksızın azalmış yumurtalık kapasitesi
nedeni ile, az sayıda ve kötü kalitede elde edilen
yumurtalarda döllenme sorun olmakta ve kötü embriyo
kalitesi elde edilmektedir.